Organik tarım arazisinde sertifikalı ürün hasadı

Avrupa Birliği · Organik Ürün İzlenebilirliği

AB Organik Tarım Tüzüğü (2018/848): Sertifikasyon ve İzlenebilirlik Şartları

Avrupa Birliği'nin organik üretim ve etiketleme alanındaki güncel çerçevesi olan (AB) 2018/848 sayılı Tüzük, 1 Ocak 2022'de tam olarak yürürlüğe girerek önceki organik tarım mevzuatının yerini aldı ve sertifikasyon süreçlerini sıkılaştıran, tedarik zinciri boyunca izlenebilirlik ve kontrol mekanizmalarını güçlendiren yeni bir dönem başlattı. Tüzüğün uygulama ayrıntıları, (AB) 2021/279 sayılı Uygulama Tüzüğü ile daha da netleştirildi; bu tüzük özellikle kontroller ve organik ürünlerin izlenebilirliğini sağlayan diğer önlemler konusunda ayrıntılı kurallar getirdi.

Organik tarımın temel ilkesi, üretim sürecinde sentetik pestisit, kimyasal gübre ve genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) kullanılmamasıdır; ancak bu ilkenin tüketiciye kadar güvenilir şekilde ulaşabilmesi, yalnızca tarladaki uygulamaya değil, hasat sonrası işleme, paketleme, depolama ve dağıtım aşamalarının her birinde organik ürünün konvansiyonel ürünlerden fiziksel ve kayıt olarak ayrı tutulmasına bağlıdır. Tüzük, bu ayrımın nasıl belgeleneceğini ayrıntılı olarak düzenler.

2018/848 sayılı Tüzük'ün öncekinden en önemli farkı, üçüncü ülkelerden (AB üyesi olmayan ülkelerden) ithal edilen organik ürünler için "eşdeğerlik" (equivalence) rejiminden kademeli olarak "uygunluk" (compliance) rejimine geçilmesidir; eşdeğerlik rejiminde üçüncü ülkenin kendi organik standardı AB standardına "eşdeğer" kabul edilirken, uygunluk rejiminde ithal ürünün doğrudan AB'nin kendi organik kurallarına birebir uyması istenir. Bu geçiş, AB'ye organik ürün ihraç eden üçüncü ülke üreticileri için daha sıkı ve daha az esnek bir uyum standardı anlamına geliyor.

Sertifikasyon Süreci ve AB Organik Logosu

Bir ürünün AB organik logosunu (yeşil yaprak logosu) taşıyabilmesi için, üretim zincirindeki tüm işletmelerin (çiftlik, işleyici, paketleyici, distribütör) yetkili bir kontrol kuruluşu (control body) tarafından düzenli denetime tabi tutulması ve bu denetimlerden başarıyla geçerek sertifika alması gerekir. Kontrol kuruluşları, üye devletlerin yetkili otoriteleri tarafından akredite edilir ve bu kuruluşlar, yılda en az bir kez fiziksel saha denetimi yapmakla, gerektiğinde habersiz denetimler ve numune analizleri gerçekleştirmekle yükümlüdür.

Logo kullanımına ilişkin özel bir kural da dikkat çekicidir: AB organik logosu kullanıldığında, tarımsal hammaddelerin yetiştirildiği yerin (örneğin "AB Tarımı", "AB Dışı Tarım" veya belirli bir ülke adı) logo ile aynı görsel alanda belirtilmesi zorunludur. Bu, tüketicinin organik ürünün coğrafi kaynağı hakkında da bilgi sahibi olmasını sağlayan, şeffaflığı artıran bir uygulamadır ve özellikle üçüncü ülkelerden (Türkiye dahil) ithal edilen organik ürünler için doğrudan geçerlidir.

Kontrol kuruluşlarının denetim sıklığı ve derinliği, işletmenin risk profiline göre de farklılaşabiliyor; daha önce uygunsuzluk tespit edilen veya karmaşık tedarik zincirine sahip işletmeler, standart yıllık denetime ek olarak daha sık habersiz ziyaretlere tabi tutulabiliyor. Bu risk bazlı denetim yaklaşımı, kontrol kuruluşlarının kaynaklarını en yüksek risk taşıyan işletmelere yoğunlaştırmasına imkân tanırken, düşük riskli ve uzun süredir sorunsuz sertifikalı olan işletmeler için idari yükü nispeten hafifletiyor.

Organik ve Konvansiyonel Ürünlerin Ayrı Tutulması (Segregasyon)

Tüzüğün izlenebilirlik açısından en teknik gereksinimi, organik ve konvansiyonel ürünlerin işleme ve depolama aşamalarında karışmasını önleyen "segregasyon" kurallarıdır. Aynı tesiste hem organik hem konvansiyonel ürün işleyen işletmeler, iki ürün akışını zaman veya mekan olarak ayırmak, ekipmanı temizlemek ve her partinin organik statüsünü belgeleyen ayrı kayıtlar tutmak zorundadır. Bu kayıtlar; hammaddenin hangi sertifikalı çiftlikten geldiğini, hangi partiye ait olduğunu ve işleme sürecinde hangi tarihlerde hangi ekipmanın kullanıldığını kapsayan ayrıntılı bir belge zincirini oluşturur.

Bu izlenebilirlik zincirindeki en küçük bir kopukluk, örneğin bir partinin hangi sertifikalı hammaddeden üretildiğinin belgelenememesi, o partinin organik statüsünün tamamen kaybedilmesine ve organik logosuz, konvansiyonel ürün olarak satılmak zorunda kalınmasına yol açabilir. Bu nedenle organik ürün işleyen firmalar için parti bazlı kayıt tutma, sertifikasyon sürecinin en kritik ve en sık denetlenen unsurlarından biridir.

Kütle dengesi (mass balance) denetimi, segregasyon kurallarının denetlenmesinde kullanılan temel yöntemdir: kontrol kuruluşu, işletmenin belirli bir dönemde satın aldığı organik sertifikalı hammadde miktarı ile ürettiği ve sattığı organik nihai ürün miktarını karşılaştırarak, iki rakam arasında açıklanamayan bir fazlalık olup olmadığını kontrol eder. Böyle bir tutarsızlık, konvansiyonel bir hammaddenin organik olarak yanlış beyan edildiğine işaret edebileceğinden, bu denetim yöntemi sahtecilik tespitinde son derece etkili bir araç olarak kullanılıyor.

Türk Organik Tarım İhracatçıları İçin Pratik Sonuçlar

Türkiye, AB'ye kuru meyve, fındık, zeytinyağı, baklagil ve çeşitli işlenmiş organik gıda ürünleri ihraç eden önemli bir tedarikçi konumunda; bu ürünlerin AB'de organik olarak pazarlanabilmesi için Türkiye'deki üretici ve işleyicilerin, AB tarafından tanınan bir kontrol kuruluşu aracılığıyla sertifikalandırılması ve tüzüğün segregasyon kurallarına eksiksiz uyması gerekiyor. AB'nin üçüncü ülkelerle organik ticaret için uyguladığı eşdeğerlik veya uygunluk anlaşmaları, Türkiye'deki sertifikasyon sürecinin AB standartlarıyla ne ölçüde örtüştüğünü belirleyen çerçeveyi oluşturuyor.

Bu süreçte, hasat edilen ürünün tarladan işleme tesisine, oradan paketleme hattına kadar geçirdiği her aşamada parti kimliğinin korunması ve bu kimliğin ambalaj üzerinde doğrulanabilir şekilde (parti numarası, sertifika numarası) yer alması, organik statünün AB gümrüğünde ve piyasa denetimlerinde sorgusuz kabul görmesinin ön koşuludur. Güvenilir kodlama ve parti bazlı izlenebilirlik altyapısına yatırım yapan organik ürün ihracatçıları, hem sertifikasyon denetimlerinde hem de olası bir AB piyasa gözetim sorgusunda güçlü bir konum elde ederken, bu altyapıdan yoksun üreticiler için tek bir kayıt hatası, tüm bir sevkiyatın organik statüsünü kaybetmesine yol açabiliyor.

Türkiye'nin kendi organik tarım mevzuatının (Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik) AB tüzüğüyle önemli ölçüde paralel ilerlemesi, iki sistem arasındaki uyumu kolaylaştırsa da, denetim sıklığı ve kayıt formatı gibi ayrıntılarda ortaya çıkabilecek farklar, ihracatçıların her iki sistemin güncel gereksinimlerini ayrı ayrı takip etmesini gerektiriyor. Bu çift takip yükü, özellikle çok sayıda küçük çiftçiden hammadde toplayan kooperatif ve birlik yapılarında, merkezi ve dijital bir izlenebilirlik sisteminin önemini daha da artırıyor.

Sonuç olarak organik sertifikasyon, tek bir denetim anına değil, hasat edilen her partinin tarladan tüketiciye kadar geçirdiği yolculuğun eksiksiz belgelenmesine dayanan sürekli bir güvence sürecidir; bu süreci dijital ve otomatik hâle getiren üreticiler, hem sertifikasyon maliyetlerini düşürüyor hem de AB'li alıcılar nezdinde en güvenilir tedarikçiler arasında yer alıyor. Bu süreci dijital ve otomatik hâle getiren üreticiler, hem sertifikasyon maliyetlerini düşürüyor hem de AB'li alıcılar nezdinde en güvenilir tedarikçiler arasında yer alıyor; bu güvenilirlik, uzun vadeli tedarik anlaşmalarının kurulmasında belirleyici bir rol oynuyor.

Kaynak: EUR-Lex
← Tüm Yazılara Dön

Mevzuat Değişikliklerine Karşı Hattınızı Hazır Tutun

Bulunduğunuz ülkenin karekod ve seri numaralandırma gereksinimlerini paylaşın, size en uygun izlenebilirlik altyapısını önerelim.

Hemen İletişime Geçin